ASİL KADIN YETİŞTİRELİM

ESAD COŞAN /Kadın ve Aile Dergisi kadin

Hâlâ ülkemizde kadın konusunda iki zıt görüş ve anlayış şiddetle çatışmakta ve kıyasıya çarpışmaktadır.

Birinin kaynağı İslam dini, Kur’an ve sünnet; diğerinin menşei ise modern Garb’ın çeşitli felsefi ve ideolojik akımları. Biri dünya ve ahiret saadetine sebeptir, diğeri ise günah olduğundan ebedi hüsrana götürür. Biri asırlarca denenmiş, milletimizi huzurlu ve mutlu kılmış; diğeri ise içinden çıktığı Garb’ı ahlaki bunalıma ve manevi dejenerasyona uğratmış, Avrupa kültür  ve medeniyetinin temellerini çatırdatmaya başlamış, aydınlarını, filozoflarını kara kara düşünmeye çareler aramaya yöneltmiş, aciz bırakmıştır.

Birinde ar ve namus başta gelir, kadın kocasına ve evine tam bağlıdır, namahreme çıkmaz, bakmaz ve görünmez, evinde haremlik-selamlık vardır, kocasının izni olmadan dışarı çıkmaz, gezmez, eve kocasının istemediği kadın veya erkek misafiri kabul etmez. Evlilik öncesi flört ve evlilik dışı cinsel yaşam yasaktır. Diğerinde namus kızlık, bekâret iptidai zihniyetin ifadesidir. Kadın cinsel bakımdan da tamamen hür(!) olmalı, istediğiyle konuşup, düşüp kalkabilmelidir. Hatta kadının evlilikten önce seks tecrübeleri geçirmiş olması, toy olmasından daha makbuldür(!)

Birinde kadın vücut güzelliklerini tesettürle örter, dışarıda süslenmez, ziynetlerini yabancıya göstermez, başını örter bol elbise giyinir. Diğerinde kadın evde bigudili, makyaj maskeli, felaket görünümlü, ama dışarıda tam süslü püslü, parfümlüdür. Vücudunun en mahrem en güzel yerleri keşfedilip, dikkat çekecek tarzda teşhir olunmalı, göğüsler açılmalı, etekler yırtmaç  yapılarak bacakların tahrik edici kısımları isteklilerin ilgi ve iştahlı nazarlarına sunulmalı, adımlar ustaca atılıp kalça ve göğüsler hoplatılarak yürüme öğrenilmelidir. Kadının soyunmasında, açılmasında ne mahsur var ki  (!) onun için plajda tamamen soyunur, üstsüz gezer, altlığı da zaten avuç içi kadar bir şeydir. Üstelik Avrupalılar ülkemizin güzel sahillerinde çıplaklar kampları kurmuş, tepeden tırnağa üryan kılıkta bile dolaşmaktadırlar zaten!

Birinde kadın, ev hanımı olarak yetişir, ev işleriyle meşgul olur. Bazen de tarlada eşine yardım eder. Diğerinde iş hayatı çok serbesttir, çalışmanın her türlüsü yapılabilir, yeter ki iyi para getirsin! Artist, şarkıcı, baleci, çalgıcı, hostes olmak en büyük gayedir, memure, sekreter, satış elemanı, tezgahtar vs. olanlar ekseriyettedir. Halkın karşısında olduklarından bunlar kazançlarının çoğunu mecburen giyim ve makyaj eşyasına, berbere manikür ve pedikürcüye, parfüme harcarlar.

Birinde aile yuvası kurmak ve çocuk yetiştirmek esastır. Kadın, kocasına sadık bir eş ve çocuklarına şefkatli bir annedir; evi çeker çevirir, işleri görür, yemek pişirir, çocukların iyi yetişmesine, eğitim ve öğretimine çalışır.

Diğerinde aile bir kafes ve tuzaktır, kolay kolay içine düşülmez(!) gençlikte evlenmeye heves edilmez, flörtler ve muvakkat metreslerle gönül eğlendirilir. Daha sonra kurulan yuva da ekonomik ve seksüel bir menfaat birliğidir. Artık bir çocuk sahibi olmak istedikleri için evlenirler. Çocuk da haddini bilmelidir; kedi veya tavşan gibi bir yığın çocuk yapmak ayıp sayılır; bir bilemedin iki tane (biri kız biri oğlan) kafidir, ondan sonra ciddi bir doğum kontrolü ile bu işin önü alınır(Zaten devlet de onu teşvik etmiyor mu ?). Kazara çocuk teşekkül ederse derhal kürtaj yoluna gidilir.

Birinde erkekler kadınlara, kadınlar erkeklere bakmaz, ev kapısı çalınırsa kadın arkadan yavaşça “kim o” der, erkek, kapı açılırsa açanı direkt görmeyeyim diye yan veya arkası dönük durur. Genç kızlar evlat, yaşlılar bacı, büyükler teyze olarak görülür. Diğerinde kadınlar ve erkekler birbirlerini, sadece seks önünden görür ve değerlendirir. Kadın kırıtır, erkek sataşır, yürüyeni tepeden tırnağa soyarcasına süzer, gözünün içine dik dik bakar, peşine takılır yüz bulursa evli olduğuna bile aldırmaz, ilişki kurar, artık meşru eşi bertaraf etmek için müşterek planlar kurar, uygular. Her iki taraf (kadın ve erkek cinsleri) kandırdığı, baştan çıkardığı kurbanların sayısı ile iftihar eder, erkekler Kazanova’yı kadınlar Kleopatra’yı kendilerine örnek alırlar…

Görüyorsunuz ki bize, bizim örfümüz, dinimize, imanımıza, ruhumuza uygun kadın tipi lâzımdır. Diğer batı tipi kadın şahıs için yuva için millet için tam manasıyla bir bela ve felakettir. O halde inadı bırakmalı, sakat tip üretim ve sürümüne son verilmeli, kendi has halis tipimizi yaşatmak ve geliştirmeye var gücümüzle seferber olmalıyız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.