BİZ Mİ TEMİZİZ DÜNYAMIZ MI KİRLİ?

HİÇ DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ?      

FATMA TOKSOY

Siz hiç çer çöpü çok olan bir cadde veya sokaktan geçtiniz mi? Ayakkabınıza dolaşan poşetler, yapışan sakızlar, bulaşan yiyecek Clipboard01artıkları, sağa sola koşuşturan gazete, kâğıt parçaları, ayağınıza takılarak  sendeletip düşmenizi sağlayan taş, tahta veya inşaat atıkları, ayakkabınıza hatta ayağınıza batan veya arabanızın lastiğini patlatan çivi, cam parçaları, burnunuzu yerinden düşürecek kadar keskin, pis ve leş gibi kokan yiyecek atıkları, ,çocuk bezleri… Bunların bulunduğu bir yolda hiç yürüdünüz mü? Eminim ömrünüzün bir deminde böyle cadde veya sokaklardan geçmişsinizdir. Kimbilir belki de her gün geçmektesinizdir böyle yollardan. Çok sıkıntılı bir durumdur değil mi? Ayağınıza takılıveren o iğrenç poşet sizi delirtmeye yeter de artar bile. O anda ağzınızdan: “Hay seni sokağa atana…” diye bir küfrün çıkması kaçınılmazdır. Hiç düşündünüz mü sokağa böyle çöpler siz de attınız mı? ya da “Elimden düşüverdi canım!” diye arkanıza bile bakmadan gidiverdiniz mi? O çöpü atıp, korkup kaçtınız mı? Korkmayın çöpler ayaklanmaz. Keşke şu reklam filmindeki gibi bizleri takip edebilseydi elimizle yollara, denizlere, kırlara, bayırlara attığımız çöplerimiz.

Biliyorum diyeceksiniz ki: “Belediyeler, çöpçüler ne işe yarıyor? Vergi veriyoruz, onlar da mecbur temizlemeye?”  Haklısınız mecburlar ama siz mecbur değil misiniz çevrenizi temiz tutmaya? Vakitsiz çöp poşetlerini yola çıkartmak hangi insanlığa sığar? Belediye bir gün ve belirli bir saatte toplar çöpleri. O gün ve o saat gelmeden çöpü çıkarmak eza değil midir insanlara? Poşettedir çöp. Doğru. Ama vaktinden önce çıktığından kedi- köpek ve hurda toplayanlar tarafından dağıtılmaktadır. Sergilenmektedir poşete koyduğunuz çöp. En mahrem atığınızdan, en pis atığınıza kadar yollarda göz göze gelmektedir insanlarla. Hiç düşündünüz mü böyle bir yoldan geçerken ne hissedersiniz? Peki, ne mırıldanırsınız? Hakaret. Küfür, belki beddua ha? Peki, siz elinizden attığınız veya vakitsiz çıkardığınız veya poşetleme zahmetinde bile bulunmadığınız bu çöplerin halka eza olduğunu ve bu konuda Peygamberimiz (s.a.v.)’in çok kızdığını hiç düşündünüz mü?

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir gün sahabelerine: “Lânete uğramışlardan olmaktan sakının.” buyurdu. Bunun üzerine Ashab: “Bunlar kimdir. Ya Resûlullah?” diye sorunca,
Peygamberimiz: “Halkın gelip geçtiği yolu ve gölgelendikleri yerleri kirletenlerdir.” buyurdu. Halkın gelip geçtiği ortak kullanım alanı olan yerleri kirletenler lanetlenmekteler. Lanetlenenler olmak ister misiniz, hiç düşündünüz mü?

“Allah pak ve naziftir, paklık, temizlik ve nezafeti sever. Kerim ve cömerttir, kerem ve cömertliği sever. Öyle ise avlularınızı ve boş sahalarınızı temiz tutun. Çöplerini evlerinde tutan Yahudilere benzemeyin.” diyen bir peygamberin ümmeti olarak temiz olmak zorundayız. İnsanların gelip geçtiği yolları, oturup kalktıkları ve dinlendikleri yerleri kirleterek başkalarının rahatsız etmek İslâm ahlâkı ile bağdaşmaz. Müslüman diğer insanları rahatsız eden davranışlarda bulunmaz, bulunmamalıdır.

Peki, siz hiç vapurla denizi geçtiniz mi? Bilmiyorum ama eğer geçmediyseniz bir gün muhakkak vapura binin. Sıcak bir gün olsun ki vapurun açık alanına oturun ve denizi seyredin. Püfür püfür esen meltemler okşasın teninizi. Doyasıya seyredin denizi, diyeceğim ama seyredemezsiniz. Çünkü göz zevkiniz bozulur çöplerden. Meltemler teninizi okşarken deniz kokusunu taşımaz, çöpleri biriktirir ayağınızın dibine. Çünkü tahta, kasa parçaları, kâğıt mendiller, peçeteler, şişeler, plastikler, tenekeler, konserve kutuları, kartonlar,  yiyecek atıkları, poşetler arzı endam etmektedir denizde. Kirletmektedir balıkların ve diğer canlıların yaşadığı ortamı. Sizin evinize çöp atsalar razı olur musunuz? Eee peki siz niye atmaktasınız balıkların evine çöplerinizi,  küçük de olsa mendilinizi?

Mendil deyince aklıma oyalı, işlemeli mendillerimiz geldi bir an. Hanımlar onları yıkar, ütüler sonra çocuklarının ve eşlerinin ceplerine koyarlardı itina ile. Mis gibi kokan işlemeli, ipek mendiller. Oyalı mendiller. Şimdi artık mendil taşımıyoruz. Bize yük gelmekte onu taşımak. Ama kolayı da var. Yıkamaya gerek bırakmayan, tek kullanımlık kâğıt mendiller. Zarafeti geçtik, hanımlara kolaylık oldu bu kâğıt mendiller. Ancak kaç kişi kullanmakta? Hele beylerden? Eğer kullanılıyor olsa yollara tükürülmezdi. Bu gün nispeten azalmış da olsa yine de zaman zaman yollara tüküren, sümküren insanlara rastlamaktayız. Yazması bile iğrenç gelmekte. Ya görmek o sahneyi? Sümkürüp yere, eliyle burnunu silip, ya duraklardaki direklere, ya elektrik direklerine, ya duvarlara yahut parklardaki oturaklara, banklara ellerini güya silip kurulayanları görmek midemizi bulandırır. Peki, o pis ellerini tuttuğu veya sürdüğü yeri biraz sonra ister istemez tutan, oturan, dayanan insanlara geçireceği hastalıklar yok mudur o insanın(?). Ya balgamlarını sokağa atanlar? Başkalarından saygı bekleyen bu insanlar acaba saygı görmek için ne yapmaktalar? Peygamberimiz (s.a.v.)’in şu hadisini bilmekteler mi acaba? Ya da bilseler böyle yaparlar mı acaba,  hiç düşündünüz mü?

Hz. Peygamber: “Ümmetimin iyi ve kötü bütün amelleri bana gösterildi. İyi amelleri arasında yoldan atılmış olan ezâyı da gördüm. Kötü amelleri arasında ise (herkesin gözüne çarpan) yere gömülmemiş tükürük de vardı.” buyurmuştur.

Osman Zeki Yağcı Bey, “Kur’an’da Çevre” isimli yüksek lisans tezinin 15. Sayfasında bu konu ile ilgili şöyle demektedir: “H. Cemal Öğüt, bir kimsenin yerlere tükürmek suretiyle çevresine nasıl zarar vereceğini şöyle açıklamaktadır:  ‘Bir kimse yerlere, sokaklara tükürüp sümkürdü mü ne olur bilir misiniz? Bir kere bu yollar ve yerler,  bütün bir memleket halkının ortak malıdır. Umum milletin malına ve hakkına tecavüz edip, tükürmeye elbette bizde hak ve salahiyet yoktur. Yerlere ve yollara tükürmenin cezası o kadra büyüktür ki bu yer ve yolların sahibi o şahsiyeti maneviyyenin yüzüne tükürmek demektir. Bil ki bu halkın içinde kendimiz de varız. Herkesin yüzüne tükürmek kendi yüzüne tükürmek değil midir? Kendi yüzüne tüküren kimse, elbette akıllı ve kâmil sayılamaz.’ Görülüyor ki bir insanın yere tükürmesi bütün insanlığı ve bütün kâinatı ilgilendirmektedir.”

Peygamberimiz (s.a.v.)’in mescidin duvarına yapışmış bir balgamı, bir taş parçası ile kazıyarak, bizzat kendisi kazıyarak almış, duvarı temizlemiştir. Koskoca bir ümmetin padişahı, peygamberi bunu yapmıştır. Peki, siz böyle yapabilir misiniz hiç düşündünüz mü? Ya sağa sola tükürenler, sümkürenler siz hiç düşündünüz mü insanlara verdiğiniz sıkıntıyı?

Hiç düşündünüz mü Peygamberimiz (s.a.v.), bir hadisinde: “Yolda insana eza veren, onu iğrendiren bir şeyi bulunduğu yerden kaldırmak imandan sayılır.” diye buyurduğunu? Hiç düşündünüz mü bir Müslüman olarak kendimiz insanlara eza veren hareketten kaçındığımız gibi, başkasının yaptığı bir ezayı da ortadan kaldırmakla sorumlu olduğumuzu?

İman yetmiş küsur şubedir. En üst şubesi ‘La ilahe illallah’ sözü, en aşağısı da yoldan ezayı (rahatsız edici şeyi) kaldırmaktır.” Hiç düşündünüz mü yoldan insanları rahatsız edici şeyi, mesela ağacı, taşı, dikeni, çalıyı v.s kaldırmanın sadaka olduğunu, kaldıran kişinin de sadaka sevabı aldığını?

Son günlerde medyada sağa-sola abdestini yapan ünlüler yer almakta. Bu insanlar acaba biliyorlar mı yaptıkları bu işin pek kaba olmakla beraber, Allah ve peygamberi tarafından da hoş karşılanmadığını? Hiç düşündünüz mü bilseler sağa sola bevlederler mi hiç? Peki, hiç düşündünüz mü sıkıştığınızda veya çocuğunuz sıkıştığında veya pikniklerde veya köylerde sağa sola bevletmenin dinen yasak olduğunu, bevletmenin bile kuralları bulunduğunu? Halkın gelip geçtiği yol ve gölgelendikleri, kuytu yerlerde abdest bozanların dinimizce lanetlendiğini hiç düşündünüz mü?

Bir Müslüman geçtiği yerden belli olur. Aslan da yatağından. Geçtiğiniz yerleri ne kadar temiz tutarsanız o kadar imanınız kuvvetli demektir.  Çünkü “Temizlik imanın yarısıdır” buyuruyor yüce Peygamberimiz (s.a.v.). İmanla temizliği eş tutan bir dinin mensubu olduğunuzu hiç düşündünüz mü?

Tuvaletlerde, mesire yerlerinde, umuma açık bölgelerde genelde bir yazı gözüme çarpar: “Nasıl bulmak istiyorsan öyle bırak!” Acaba tabiatı kirletip, insanlara sıkıntı verecek hal ve hareketlerde bulunan bazı bencil kişiler çevrelerini kirleterek; “Biz böyle bulmak istiyoruz.” mesajını mı iletmektedirler insanlara, hiç düşündünüz mü? Sahiden pislikten rahatsız olmayan var mıdır acaba bu dünyada hiç düşündünüz mü?

Peki, Hiç düşündünüz mü doğaya attığımız çöplerin kaç yılda yok olduklarını?

Ağzımızdan düşürüverdiğimiz bir sakız toprakta çürüyüp, iki ila beş yılda kaybolmakta! Gazete ve kâğıt 3-12 ay arası bir zamanda çürüyüp yok olmakta. Denize attığımız bir bilet parçası deniz suyunda 2 ila 4 hafta zarfında yok olmakta!  Hiç düşündünüz mü iki parmağınızla çevreye fırlattığınız veya ayağınızla ezip söndürdüğünüz filtreli sigaranın toprakta ancak bir ila iki yılda çürüyüp, yok olduğunu? Peki, suyunu içip gelişigüzel savuruverdiğimiz pet şişelerin, plastiklerin denizde 450 yılda, karada ise 5000 yılda doğaya karışıp anca yok olduğunu hiç düşündünüz mü? Plastik tabakların 100 yıl, pillerin 300 yıl, straforun yani kapı pencereleri sıkıştırmada ve yalıtımda kullanılan köpüğün 1000 yılda toprağa karıştıklarını hiç düşündünüz mü?

Dedelerimizden aldığımız bu emaneti nasıl bulduk, çocuklarımıza nasıl bırakmaktayız hiç düşündünüz mü?

Peki dedelerimizden emanet olarak aldığımız bu dünyayı kirletirken, bu bencilliğimizi torunlarımıza nasıl izah ederiz hiç düşündünüz mü?

Hep merak ederim: Biz mi temiziz, yoksa dünyamız mı kirli, Hiç Düşündünüz mü?

KAYNAKLAR

 v     İbrahim Canan, Hadis Ansiklopedisi, İstanbul, Akçağ Yayınları, [t.y.], c.X, s.s. 118-121.

v     Osman Zeki Yağcı, Kur’an’da Çevre, [tez, Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Temel İslam Bilimleri Anabilim Dalı, 1996].

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir