ÖNCELİKLERİM MODERN DEĞİL Kİ

Nesrin Kır Alkan / Diyetisyen
Beslenme denildiğinde aklımıza sadece karın doyurmak, lezzetli yemek yemek gelmez. Değerlerimizin ve kültürümüzün bize sunduğu harika özelliklerden biri olarak biz beslenme denildiğinde manevi olarak da doymayı anlarız. Tabi ki yenilen yiyeceğin lezzetli olması, bize miktar olarak yeterli olması aranılan bir özelliktir ve yemek hazırlarken geçirdiğimiz uzun zaman bunların göstergesidir. Ancak yenilen soğan ekmek bile olsa bu aile, akraba, arkadaş, komşu ile paylaşıldığında tadına doyum olmaz. Bu bizim sofra kurma kültürümüzdür. Günümüzün şartları yani modern yaşam, bizi sofra kültürümüzden de uzaklaştırmakta bunun akabinde ise birçok modern hastalığı toplumumuza taşımaktadır.
Modern yaşamla birlikte artık evimizde çoğu zaman tek başımıza yemek yer olduk. Günümüz koşulları bize, çok katlı apartmanlarda az metrekareli dairelerde çekirdek aile olarak yaşam sunar. Anne, baba ve çocuklar. Bu düzende çoğu zaman nineler, dedeler veya diğer aile büyükleri yer almaz. Anne ve baba çalışır, çocuk kreşte veya okuldadır. Çocuk eve geldiğinde çok acıkmıştır acıkmış olmasa bile zorla yedirilir. Anne zaten diyettedir onun yemek yeme zamanları ve beslenme şekli farklıdır. Baba da iş dönüşü yer. Tek başına yemek yemek hızlı yemek demektir. Hızlı yemek, hazımsızlık, şişkinlikle beraber vücudun direncinin düşmesini sağlar ve bunun yanı sıra doygunluk hissinin oluşmaması sebebiyle fazla yedirir. Fazla yemek ise obezite ve bununla beraber daha birçok kronik hastalığa zemin hazırlar. Sadece karın doyurma amacı taşıyan bu yemekte gereken çeşitliliği bulmak da zordur. Tek çeşit beslenme ise dengeli beslenme olmayıp yeterli besin öğesi alamamak demektir. Bu da bir çok protein, vitamin-mineral eksikliği ile birlikte gelecek hastalıklara zemin hazırlar. İşte bu hastalıklar artık modern hastalıklar diye de adlandırılmakta; yorgunluk, halsizlik, uyku hali, çabuk unutma, sinirlilik, depresyon… Evde ayrı ayrı yemek yeniyor olması veya yemek hazırlamak için yeterli zamanın olmaması, insanları daha da bir pratik olmaya zorlamaktadır. Dondurulmuş, paketlenmiş, rafinelenmiş, konservelenmiş sadece ısıtılarak ya da ısıtmadan tüketilebilir hale gelen gıdalar, hazır temizlenmiş doğranmış halde alabildiğimiz sebzeler imdadımıza yetişmektedir. Hazır gıda denildiğinde kocaman bir soru işareti oluşmalıdır akıllarda. Ne kadar güvenilir, içinde tam olarak ne var, içine katılması muhtemel ilavelerin sağlıkla ilişkisi nedir? Helallikle ilişkisi nedir? Modern kültürleşme, bu soruların aklımıza takılmasını engellemek için reklam yapar. Modern teknolojiler kullanılarak hazırlanır bu ürünler, el değmeden, doğal olarak, organik tarım kullanılarak, vb… Yalnız tüm bu koşulların yasal tebliğleri vardır aslında; %50 organik ürün kullanılmış ise etiketin üzerine tamamen organik yazılabilir gibi…
Günümüz şartlarının getirdiği boş yoğunluk sebebiyle ya da zaten ev dışında oluşumuzdan ötürü çoğu zaman ise dışarıdan yemek zorundayız. Vakit darlığından seçimimiz, bizim olmayan reklam kültürü sebebiyle sık rastladığımız, yine bizim kültürümüze ait olmayan, içeriğine katılan sayısız madde ile oldukça lezzetlendirilmiş “fastfood” lardan yanadır. Bir de; hafta içi çalışıyor olmanın verdiği yorgunluk sebebiyle hafta sonu dinlenmek istemek, biraz hak ettim diyerek keyif yapmak, biraz da moda olduğundan hafta sonu lüks restoranlarda açık büfe yemek yeriz. Elimiz hep daha kalorilisine, daha fazlasına daha tatlısına kaçar. Dışarıdan yemek yemek daha çeşitlilik sağlar ama dengesi yoktur çoğu zaman. Toplu beslenme yapan kuruluşlar, yemek için malzeme alışlarında ve yemek hazırlayış şekillerinde çoğunlukla modern teknolojiden yararlanırlar. Geleneksel yöntemlerle bu kadar fazla talebi karşılamak kolay değildir zaten.
Tüm bilgiye olduğu gibi doğru bilgiye de çok rahat ulaşabildiğimiz bilgi çağında bize süregelen şekilde dayatılan modern yaşamın sadece bir seçeneğe dönüşerek geri planda kalmasını sağlamalıyız. Kendi inancımızla, değerlerimizle, kültürümüzle dolu bir yaşam şekli sunulması içinse, öncelikle kendimiz böyle yaşamalıyız. Bunun için önceliklerimize dikkat edelim. Nereden besleniyoruz, aslında doyduğumuz şey ne? Fiziksel yiyecekler dışında bünyemizi ne ile besliyoruz? Bunu anlamak ve hayatımıza geçirmek için önümüzde yılın fırsatı “Ramazan” var. Sofra kültürümüzü yeniden kazanabiliriz. İftar sofrası önümüzde tüm cazibesiyle dururken Yaradan’dan gelecek olan “ye” emrini beklemek, bize yemek için birbirimizi beklemeyi de kazandıracaktır. Orucu açmak için hurma/zeytin yiyor oluşumuz, yemek yemeden önce mideye bir hazırlık sinyali vermek gerektiğini bize öğreterek yemek öncesi su içme alışkanlığı kazandırabilir. Ramazanda kalabalık sofralar kuruyor oluşumuz bize her zaman soframızı kalabalıklaştırmamız gerektiğini hatırlatmalıdır. Ramazanda bir araya gelen eş, dost, tanıdıklarla sohbet içinde geçen sofralar, normal zamanda da aile ile birlikte sohbet içinde geçen sofralara dönüşmelidir. Böylece daha yavaş yenilerek tokluk hissinin duyulmasına sebebiyet verecek, daha az yenilmiş olacaktır. Yavaş yemek zaten metabolizma için en uygun yiyiş şeklidir. Ramazanlarda daha bir özenle sofraya koyduğumuz el emeği yiyeceklerimizin kullanımını normal günlerde de yaygınlaştırmaya çalışmalıyız. Yemek hazırlık ve sunum zamanının uzaması da duygusal tokluğumuzu sağladığı için yediğimiz yemek miktarını azaltacaktır.
Modern teknolojinin beslenmemize ve direk olarak sağlığımıza katkısını ise etraflıca incelemek gerekir. Örneğin, biz hep kendi tahılımızı öğüterek ekmek yapardık. Modern gıda sanayi ise önce tahılı saflaştırıp, rafine etmiştir. Tam tahıl saflaştırıldığında kepek ve öz kısmı ayrılır, yani tüm posa, demir, B vitaminleri ve diğer birçok besin öğesinden ayrılır. Geri kalan endosperm yani beyaz un çok az besin öğesi içermektedir. Yani normal ekmek, aslında tahılın besleyiciliğinden ayrılmıştır. Ardından modern teknoloji, ayrıştırdığı posa,B vitamini ve benzeri besin öğelerini beyaz una eklemeye başladı ve kepekli ekmek, çavdar ekmek, tam tahıllı ekmek, çok tahıllı ekmek yani daha sağlıklı ekmek icat etti. Bizim olan bir şey önce elimizden alındı ve ardından tekrar bize pazarlandı. Yani aslında pirinçler, şekerler de kahverengidir.
Şuan Modern hayat “organik besin” oluşturdu. Bizim tarlamızdaki domatesimizi alıp, organik diyerek bize geri sunmaya başladı. Zaten biz modern yaşam bize yap diyene kadar tarlamıza kimyasal gübre/ilaç karıştırmamıştık. Sağlıklı olanı elimizle teslim ettik ve şimdi organik besini yani sağlıklı olanı aramaktayız. Peki fark nerede? Cancanlı etiketleri ve özel ürün olma avantajıyla belki de fiyatında.
Modern teknoloji bize tadını, rengini, kokusunu, kıvamını korumak, raf ömrünü uzatmak amaçlı bir ton katkı maddesiyle beraber paketler içinde pasta, kek, çikolatalar vb sunmaktadır. Modernite bize hala bunların sağlığa zararlı olmadığını ve hatta özellikle de çocuklarımız ve bazı besin öğelerinde yetersizlik yaşayan yetişkin bireyler için çok çok faydalı olduğunu, faydalı olması için içine türlü vitamin, mineral eklemesi yapıldığını diretmektedir. Yalnız yeterli araştırma gösterilmemektedir. Gösterilen araştırmalar ürünü yapan firmaların masrafları karşılaması ile olması dolayısı ile inandırıcılığı sağlayamamaktadır, tarafsız araştırma sonuçları ise ürün piyasaya verilip birçok kişi tarafından tüketildikten sonra ortaya üzücü şekilde çıkmaktadır. Hazır yiyecek tüketme alışkanlığından kurtulmak adına gün içerisinde tüketilen hazır yiyecek ve meyve-sebze miktarlarını karşılaştırmalı olarak belirleyerek değerlendirilme yapılmasında fayda olabilir. Zaten modern beslenme tarzı en çok sebze ve meyve tüketimini kısıtlamıştır. Meyve (kuru meyve) – sebze tüketiminin ve su tüketiminin artması vücudun kendini temizlemesinde ve korumasında son derece önemlidir. Modern gıda sanayinin önemli bir özelliği de özellikle meyve- sebzeleri her mevsimde bulunabilir hale getirmesi oldu. Meyve- sebze tüketiminin artması kadar bunların mevsimine uygun olarak tüketilmesi de önemlidir. Her mevsime özgü vücut ihtiyaçlarının bilinerek, gereken besin öğelerinin meyve ve sebzelerin içerisine depolanarak leziz bir şekilde soframıza geliyor oluşu tefekkürlük bir olaydır.
Modern gıda sanayinin bir ürünü olarak ortaya çıkan sağlıksız paketlenmiş atıştırmalık hazır yiyeceklerin yerine meyveler, sebzeler, kuru meyveler, ceviz, fındık, badem, limonata, komposto, ayran vb sağlıklı yiyecekleri miktarlarına da dikkat ederek tüketmeli ve tükettirmeliyiz.
Modern yaşamın sunduğu imkânlar dâhilinde artık büyük marketlerden alış veriş yapmaktayız. Bu marketlerde tazesinden kurusuna, hazırından doğalına birçok yiyecek maddesine kolaylıkla ulaşabiliyoruz. Evden çıkmadan önce alışveriş listesi yapmak ve bu listeye sadık kalmak modern market psikolojisinden en az seviyede etkilenmemize yardımcı olacaktır.
Ağzımıza atacağımız dolayısıyla vücudumuzun bir parçası haline dönüşecek olan her türlü gıda maddesinin ne olduğunu, nasıl elde edildiğini sorgulamanın üzerimize bir vazife olduğunun bilincinde olan bireyler olarak, alacağınız ürünler eğer etiketli ise –ki bu modern gıda sanayinin elinden geçmiş demektir- mutlaka etiketi okumalı ve üreten firmaları etikette yazan bilgiler hakkında sorgulamalıyız.
Bu sistem bir gün içerisinde kurulmadığı ve alışkanlık haline gelmediği gibi, bir gün içerisinde bize zararı dokunan yaşam alışkanlıklarından kurtulmak da mümkün olmayabilir. Yalnız günü gününe eşit olan zarardadır düsturuyla her gün yeni bir doğruluğu hayatımıza eklememiz bize kazandıracaktır. Değerlerimizi yaşantımıza eklememiz, bize en iyisiymiş gibi dayatılan bu modern yaşamın aslında ihtiyaçlarımıza cevap vermekte nasılda yetersiz kaldığını gösterecektir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.