MUTFAĞI MATBAH’A ÇEVİRMEK

Hamit Akçay / Biyolog – GİMDES Bilim Kurulu Üyesi
Pek çokları için bu başlık tuhaf yahut romantik gelebilir. Çünkü bizim neslimiz bir çok meseleyi önce rasyonel boyutu ile öğrendi/idrak etti. İslami meseleleri ideoloji gibi algılayıp kimliğin bir parçası olarak sunan İslamcı çevreler/kişiler çoğunlukla tepkisellikten ve yüzeysellikten kurtulamadı. Helal gıda konusunu da ilk algılayışımız modern üretim tekniklerinin yiyecekleri ifsat eden katkı maddelerinin farkına varmamızla olması konunun daha çok fıkhi boyutunun anlaşılması ve ön planda olmasına neden olmuştur. Öte yandan rasyonelite ile mefluç olmuş zihinlerimiz varlığı bütün yönleri ve tabiatı ile anlamamızın önünde engel olarak dikilivermiştir. Çok sonraları helal lokmanın doğru düşünce ve idrak’ın irfan ve izanın da kapısı olduğunu fark edivermişiz. Bu gün hala temiz ve helal beslenmenin ruhi tesirleri hakkında çok az şey biliyor ve konuşuyoruz. Oysa psikiyatri ile alakadar mümin akademisyenlerin konuya vakıf olup söyleyecekleri ne kadar çok şey olmalı. Hangi besin çeşidinin düşünce ve ruh dünyamızın üzerinde nasıl tesir ettiği araştırılması gereken bakir bir konudur.
Böylesi bir konunun tetkik edilmesine eski kitaplarımız ve bilhassa tasavvuf kaynaklarının tetkiki ile başlanabilir. Nitekim talebeliğin usul adap ve erkânının anlatıldığı meşhur et-Talim ve’l-Mütellim adlı eserde iyi öğrenmenin ilk şartının iyi(helal) beslenme olduğu belirtilmektedir. Gündelik hayatımızda sıkça kullanılan tekkeyi bekleyen çorbayı içer sözü bir geleneğe işaret etmekten daha fazlasını ifade ediyor olabilir mi? Geçmişte ve günümüzde bir çok dergâh’ın başta çorba olmak üzere yemek kazanı kaynatması sadece misafire, miskine, düşküne ikram ile sınırlı olabilir mi yoksa bunun çok daha derin manaları da var olabilir mi? Bizim yeni, yeni keşfetmeye başladığımız beslenme konusu irfan ve ilim dünyamızda çok daha derin manaları ile bilinmiş olabilir mi? Bu ve benzeri sorulara cevap vermeye Mevlevi dergahlarını incelemekle başlamak çok aydınlatıcı olabilir.
Mevlevi dergâhlarında mutfağın özel bir önemi bulunmaktadır. Matbah denilen denilen dergah mutfaklarında yere gömülü çilehaneler, su kuyusu ve mutfak alet ve edevatı yer alır. Sedirlerin de yer aldığı mutfak dergah’ta oldukça geniş bir yer tutar. Aşçıbaşı bizzat dergah’ın şeyhi(dedesi) dir. Mevlevi geleneğinde insanın olgunlaşmasında zikir, ibadet ve ilim kadar biyolojik beslenmenin de önemi bulunmaktadır. Hatta dahası yiyeceklerin helal olması yeterli olmayıp kim tarafından sunulduğu bile mühimdir. Mevlevi teklerinin bu mutfak dizaynı bir yönü ile bana köy mutfaklarını anımsatır. Sedirli köy mutfaklarımız acaba sadece ısınmada sağlanacak tasarruf için mi dizayn edilmiştir. Yoksa sade ve temiz beslenirken hayati ve ruhi bir bütünlük sağlayan temiz köylülerimiz irfani bir geleneğin izdüşümleri nedeni ile mi böylesi bir benzerliğe sahip olmuşlardır. Bir yandan bu benzerliğe kafa yorarken öte yandan Mevlana ya da kulak verelim.
Mevlana:

Sofrada gör nanı kim oldu cemam
İhtilat-ı merdüm eyler ruh-i şad
Sofrada olmak ne kabil müstehil
Can ider tahvil anı bi-kal ü kil
(Sofrada gördüğün ekmek cansızdır. Fakat insanın vücuduna karışınca sevinçli bir ruh olur. Sofradaki ekmeğin ruh olması imkânsızdır. Fakat can onu lafsız, sözsüz ruha çevirir) demektedir. Bu mısralar canlı cansız ruh ve beden ilişkilerini ne kadar belig ve çarpıcı bir biçimde anlatmaktadır. Bu satırları okuyan hanımların derhal mutfaktan kaçmalarına neden olan modern safsataları terk edip mutfağı ve temiz yiyecekler dünyasını keşfetmeleri mutfağı dergâha çevirip ruha sükun akla dinginlik sağlayacak çorba ve aşları yapmaya niyetlenmeleri ne kadar isabetli ve bereketli olur. Başta hanımlarımız olmak üzere mutfağı yeniden keşfetmeli onu asli fonksiyonuna çevirecek yola girmeli; mutfağı dergâha çevirmeliyiz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.